Dünyayı Paranın Perspektifinden Algılamak!

Tüm müştereklerimizi ve değerlerimizi bir tarafa bırakıp, paranın penceresinden baktığımızda, kendimizi çok büyük bir güvensizlik içinde buluruz.

Lokantaya gideriz, acaba burada yapılan yemeklerde ne yağı kullanıldılar deriz. Aşçıbaşına güvenmeyiz. Pazara gideriz aldığımız domatesin GDO içerip içermediğine inanamayız.

Siyasete güvenmeyiz. Siyasilerin sadece büyük zenginlerin sorunlarıyla ilgilenmiş olmasından şikayetleniriz.

Doktora gideriz doktorun ve hasta hanenin, hastaya müşteri muamelesi yapmasından sıkılır, güvensizliğimizi belirtiriz.

Marketten aldığımız gıda ürününün hem kalitesinden hem de katkılı olup olmadığından şikâyet ederiz.

Oysa toplumlardaki bu güvensizlik duygusu toplumların kutuplaşmasından oluşmaktadır. Güvensizliğin kaynağı finansallaşmanın yarattığı bölünmüşlüktür. Finansallaşmanın etkilediği siyasetlerdir. Finansallaşmanın imal ettiği sermaye modelidir.

Etnik, dini, siyasi, ideolojik veya başka sebeplerden bölünmüşlüğün temelinde, finansallaşmanın getirdiği gelir dağılımı felaketi vardır.

Her şeye paranın penceresinden bakarız ama kullandığımız paranın değerine güvenmeyiz. Paramızın değerini korumak için Altın-a uzanırız. Dolara uzanırız.

Finansallaşma kılcal damarlarımıza doğru hızla ilerledikçe, finans sektörünün gerçek ekonominin üzerinde bir parazit olduğunu fark ederiz.

Finansallaşma “yatırım” ve spekülasyonlar dünyasıdır. Metaların gerçek değerinin spekülasyon çılgınlığı içinde eriyip gitmesidir, finansallaşma…

Finans, son kertede, gelecekte ortaya çıkacak sonuçlar hakkında spekülasyonda bulunmaktır.

Şirketlere bakarız, şirketlerin kendilerini mal ve hizmet üreten yapılar olarak değil, finans spekülasyonlarının araçları olarak görürler.

Spekülatif bir sermaye modeli olan finansallaşma, çok kullanılan oyuncak gibi kırılma noktasına gelmiş ve kimsenin güven duymadığı lakin iyi bir kumarhane olarak görülmeye başlanmıştır.

Finansallaşmanın en kötü örneği de Özel Sermaye Şirketleridir. Özel Sermaye Şirketleri sıkıntıya girmiş şirketleri satın alırlar. Satın aldıkları sıkıntıdaki şirketlerin ‘risk tutarlarını parçalara ayırıp’ menkul kıymetlere dönüştürürler.

Bu menkul kıymete dönüşmüş hisse senetlerini, devlet iç borçlanma ya da başka hisse senetleri ile paçal yapar, borsada satar. Riskli şirket hisseleri ile diğer hisseleri paçal yapmak, spekülasyondan başka bir şey değildir.

X şirketinin hissesini aldığınızda o şirkette hisseniz kadar karar verme yetkisine sahipsinizdir. Keza devlet iç borçlanma senedi aldığınızda, devlet aldığınız tahvilin faizini ödeyeceğini garanti eder.

Finansallaşmanın bir başka yüzü; repo çılgınlığıdır. Bankalar arası gecelik faizle birbirlerine yatırdıkları bu kredi paraları, sabah olunca nakit sıkıntısına dönüşür. Bu da likidite krizi derler. Merkez Bankasında banknot isterler.

Finansallaşma servet fiyatları spekülasyonudur.

Bir de bu finansallaşmanın içine, zehirli ABD Dolarlarının girdiğini düşünün, artık gerisini hayal bile edemiyorum.

YORUM EKLE