Bugün Dünya Kadınlar Günü. Bunun aslında sıradan bir kutlamanın dışında pek çok anlamı da var. Ne mi? Emek var, özgürlük var, hakça, eşit yaşama isteğinin dışavurumu var. Tarih 8 Mart 1857, yer ABD’nin New York kenti. İşte o gün, 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istediği için bir tekstil fabrikasında grev yaptılar. Ancak, polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından çıkan yangın neticesinde, işçiler fabrikanın önündeki barikatlardan kaçamamış ve çoğu kadın 129 işçi hayatını kaybetmişti. (Sözcü, 8 Mart 2018, 08.08) İşte o gün bugündür her 8 Martta bu işçiler anılmakta. Aslında, her gün emeğin bayramı olmalı bence. Sonrasında, 26 – 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhang kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Parti önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Martın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanması önerisini getirmiştir. Öneri de oy birliğiyle kabul edilmiştir. 16 Aralık 1977’de ise Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca düzenli olarak her yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasına karar verilmiştir (Sözcü, 8 Mart 2018, 08.08).
Tarihsel geçmişi bu değerli okurlar. Ama; benim sizlere anlatmak istediğim, sıradan bir kutlamanın ya da anmanın ötesinde bir şey. Dünya’da kadın nüfusu ne kadar bilmiyorum. Bir nüfus araştırması yapmadım. Ancak, bildiğim bir şey var ki hala birçok kadın çalışma koşulları iyileştirilmeden iş hayatlarını sürdürüyorlar. Hala birçok kadın, ev kadını olarak, Sözüm ona dizini kır, otur evinde denilenerek bir “çocuk üreten makine!” gözüyle bakılıyor. Hala birçok ülkenin meclisinde (buna Türkiye’de dahil) kadın milletvekilleri azınlıkta. Daha düne kadar Suudi Arabistan’da kadınlar oy kullanamıyordu. İlk defa kadın bir yönetmenin ismini ben geçen sene işittim. Kadınlar, yalnız başına arabaya binemiyor, çoğu Arap devletinde. Taliban Afganistanı’nı söylememe bile gerek yok. Bunu daha fazla sürdürmeyeceğim. Uygar devletler de bile kadın tam anlamıyla özgür değil. Oysa ki bıraksalar bu dünyayı kadınlara, belki savaşlar olmaz. Çünkü; onlar birer anne. Hangi anne çocuğunun ölmesini ister? Bıraksalar bu dünyayı onlara belki açlık sefalet olmaz. O yüzden ben derim ki Bırakın dünyayı onlar yönetsin. Biz erkekler beceremedik. Belki onlar becerir.
Mert KAPLAN
Hüseyin Kurt
HANS VE HASAN
Süleyman Altunbaş
…ÇİLE ÇİLE ÖRDÜĞÜM…
Mehmet Alan Birfani
KÖYDE ÇOCUKLUĞUM
İbrahim Ünlü
AŞK MEKTUPLARI
Oktay Zerrin
BİZDEKİ HAYALLER KAF DAĞINI DA GEÇTİ !
Bilal Murtezaoğlu
Samsun STK’larının Çıkmaz Sokağı; KOORDİNASYONSUZLUK
Turan TOK
VAMPİRLER NESLİ KATİL AMERİKALI -4-
İdris Şahin
Çanakkale şehitlerimiz için.. Ruhları şad olsun.
Atanur Çelik
Aykut Edibali Perspektifiyle İran-İsrail-ABD Savaşı Analizi Modern Sömürgecilik Tezi Açısından Jeopolitik Değerlendirme