DİN ADAMLARI, AYDINLAR VE YÖNETİCİLER UHDENİZE DÜŞEN GÖREVLERİ YERİNE GETİRİN

Atanur Çelik

02-02-2018 09:47

   Birkaç yıldır kelimenin tam anlamıyla derin bir sosyal, siyasal, dini, ahlaki ve kültürel krizleri yaşamaktayız. Bu krizlerin oluşturduğu fay hatları, toplumsal kutuplaşmayı da o ölçüde derinleştirmektedir.

                Haliyle böyle dönemlerde toplumu adalete, suhulete, iyiliğe, hayra, izan ve insafa davet edecek kanaat önderlerine ihtiyaç olur. Bunlar, hiçbir sosyal grubun/ünitenin tarafı değillerdir. Nizalaşmalar hâsıl olduğunda harekete geçen, taraflar arasında arabuluculuk yapan, aralarını adaletle bulan ve anlaştıran bir topluluktur. Bu topluluk, içinde bulundukları toplumun da sigortasıdırlar.

                Malum, Hucurât süresinin hemen hemen tüm ayetleri, bu sosyal ve siyasal sistemin nasıl oluşturulabileceğinin prensiplerini ihtiva eder. Her bir ayet, toplumsal düzenin, barışın, güvenin, adabın, ahlakın, muamelatın nasıl olması gerektiğinin prensiplerini, hükümlerini ve şartlarını vazeder.

                Peki, Kur’an’ın bu eşsiz hükümlerini hayata taşımakla birinci derecede mükellef olanlar kimler?

                Kitapta yazıldığı haliyle kalması ve sadece kıraat edilmesi derde şifa olmuyor. Onu hayata taşıyacak, canlı bir organizma gibi toplumun arasında dolaştıracak olanlar evvelemirde o toplumun din adamları, kanaat önderleri, aydınlarıdır.

                Bakınız ayetler nasıl mükellefiyet yüklüyor;

                Onlardan çoğunun, günah, düşmanlık ve haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yaptıkları şey ne kötüdür! (Maide:62)

                Din adamları ve alimleri onları günah söz söylemekten ve haram yemekten engellemeli değiller miydi? Yaptıkları şeyler ne kötüdür! (Maide:63)

                Sizden önceki nesillerin ileri gelenleri, yeryüzünde bozgunculuğa engel olmalı değil miydi? Ancak onlardan, kendilerini kurtardığımız, çok az kişi böyle yaptı. Zalimler ise kendilerine verilen refahın peşine düştüler. Ve hepsi suçlu oldular. (Hud:116)

                Bu ayetlerden soyutladığımız bazı dersleri sıralayalım:

-İnsanların çoğu, günah, düşmanlık ve haram yemede birbirleriyle yarışırlar. (Bir kanuniyet; İyiler, hayırlılar, salihler daima azınlık)

-Din adamları ve alimlerin, o insanları günah söz söylemek ve haram yemekten alıkoymaları için uyarı ve irşat görevlerini yerine getirmeleri gerekir.

-Bu günah işleyenler, düşmanlık yapanlar ve haram yiyenler ve onlara engel olmak sorumluluk ve mükellefiyetinde olanların bu görevlerini yerine getirmemiş olmaları çok kötü bir durumdur.

-Hz. Muhammed ümmetinden önceki nesillerin ileri gelenlerinden çok az bir kısmı yeryüzündeki bozgunculuğa, adaletsizliğe karşı durdular.

-Dünyanın iktidarları ve zenginlikleri ile şımaran insanlar, konfora ve rahata yenik düşerler.

Elmalı “Kur'ân'da âlimleri tevbih eden (azarlayan) âyetler içinde en şiddetlisi, en korkuncu Maide:63’tür” der.

İbnü Mubârek, bu âyetin içeriğini şu beytiyle ifade etmiştir; "Dini en çok bozanlar melikler (yöneticeler), kötü bilginler ve din adamlarıdır."

Maide: 62-63, Fesadın yaygınlaştığı, değerlerin yok olduğu ve kötülüklerin her tarafa sirayet ettiği toplumların, sosyo-psikolojik durumlarından birini tasvir etmektedir.

Bu özellik, toplumda günah ve haksızlığın yaygınlaşmasına, hukuk ve dini ilimleri üstlenen kimselerin ses çıkarmayışı özelliği, yıkılmağa yüz tutmuş bozuk toplumların karakteristik özelliğidir.

                Bugün kendi toplumumuzun ahvaline baktığımızda tam da bu sosyal çürümüşlüğü, savrulmayı ve suskunluğu görüyoruz. Başta yönetenler, hukuk tevzi edenler olmak üzere toplumu sükunete, hayra, helale davet edecek olanlar ya suskun, ya bizatihi adaletsizliğin yanında veya cepheden hakkı yüze ifade etmek yerine ortaya bir şeyler söylüyor, onun da muhatap nezdinde bir karşılığı olmuyor.

                Sosyal medya üzerinden izlediğim kadarıyla din, ilahiyat/teoloji ile ilgili olanların ise, kendi aralarında cepheleştikleri, birbirlerine laf yetiştirme yarışına girdikleri veya uzmanlık alanlarının dışında konulara yoğunlaşmak suretiyle insanımızın ve insanlığın asli problemlerini ıskaladıklarını müşahede etmekteyim. Onun için de bu mevzu ayağa düşmüş durumda. İlahiyatçı olmamama rağmen bu hususlarda kalem oynatmak mecburiyetinde hissediyorum kendimi. Lütfen yanlış anlaşılmasın, tevazu yapıyor değilim. Zaman zaman şunu çevremle paylaşıyorum; Eğer bu mevzularda kalem oynatıyorsam ve bu bana kadar düşmüşse, inanın fevkalade üzücü bir sosyal hal üzere olduğumuzu düşünüyorum.

                Bugün Türkiye toplumu önemli bir sosyal ve siyasal krizi yaşıyor. İnsanların büyük çoğunluğu adeta karşı cephelere konuşlanıp birbirlerine karşı kin ve husumet kusuyorlar. Bu kaotik iklimin rantını devşirme amacında olan bozguncu azınlık bir kesim ise bu ateşi daha çok harlatmak için odun taşıyor. Müslüman kesim, Hucurât suresinde tehlikelerine dikkat çekilen fiilleri, kabahatleri sanki hiç okumamış, hiç bilmiyorlarmış gibi işlemeye devam ediyorlar. Bu durum onlar için daha fazla günah, daha fazla kötülük olarak karşılık buluyor.

                Sonuç olarak diyorum ki, belki de insanların büyük çoğunluğu farkında bile değil. Sosyal hengame içerisinde oturup doğru dürüst düşünebilme, akledebilme yetimizi bile kaybettik. Dolayısıyla başımıza gelenleri yukarıdaki ayetler ışığında tefekkür edip, bir sebep-sonuç ilişkisi kurup, anlamlandırmak, görünürün arka planını yorumlamak yerine sathi/yüzeysel, düz bir mantık yürütmeyle eriştiğim yanlış ve isabetsiz sonuçlar, problemimizi çözmek yerine daha da derinleştirmektedir. İçinden çıkılmaz kılmaktadır.

                Onun için de Allah, mesuliyeti müphem bir kalabalık yerine birinci derecede bir insan gurubunun (din adamları, aydınlar, kanaat önderleri, yöneticiler) omuzlarına yüklemektedir. Eğer onlar da uhdelerine düşeni yerine getirmezlerse, kendilerine yazık etmiş bir toplum olarak hep beraber meş’um bir geleceği beklemek durumunda kalacağız. Allah, bize acısın ve bizi bu kaotik iklimden kurtarsın.

Atanur ÇELİK

DİĞER YAZILARI Aykut Edibali Perspektifiyle İran-İsrail-ABD Savaşı Analizi Modern Sömürgecilik Tezi Açısından Jeopolitik Değerlendirme 01-01-1970 03:00 *Gençlik Nereye Gidiyor? Bir Öğretmenin Ardından Vicdan Muhasebesi* 01-01-1970 03:00 İstiklal Marşı Ve Çanakkale'yi Anlamak 01-01-1970 03:00 DİJİTAL BİR PROGRAMLA İZLEYİCİ İLE BULUŞMAK 01-01-1970 03:00 SİYASET ZOR ZENAAT VESSELAM 01-01-1970 03:00 BÜYÜK TÜRKİSTAN İÇİN GÖREVE ÇAĞRIDIR 01-01-1970 03:00 Millet Partisi ve YMM 01-01-1970 03:00 İntiharlar bize sorumluluğumuzu hatırlatmıyor mu? 01-01-1970 03:00 ÇANAKKALE ZAFERİ, BÜYÜK TÜRK MİLLETİNE KUTLU OLSUN 01-01-1970 03:00 Politikacılar dillerine sahip olmalıdır 01-01-1970 03:00 KAHRAMANMARAŞ HALA FRANSIZ İŞGALİNDE 01-01-1970 03:00 BEKA 01-01-1970 03:00 KADIN ÜZERİNDEN DEĞİŞİM YAŞANMASI TOPLUMA VE KADINA HAKARETTİR. 01-01-1970 03:00 GERÇEK MİLLETİN İTTİFAKI NASIL KURULMALIDIR? 01-01-1970 03:00 YENİDEN MİLLİ MÜCADELE HAREKETİ VE DERİN MİLLET 01-01-1970 03:00 HZ. PEYGAMBERİ DOĞRU ANLAMAK YADA ONU BU ÇAĞA GETİRMEK. 01-01-1970 03:00 CUMHURİYET, DEMOKRASİ VE LAİKLİK 01-01-1970 03:00 Yüzüncü Yıl ve giderken donmak 01-01-1970 03:00 TÜRKİYEDE BİR ÜST AKILMI VAR? 01-01-1970 03:00 AL PAPAZI VER PAPAZI DİYE BAŞLAYAN BİR HİKAYE 01-01-1970 03:00 CAMİLER HAFTASI VE CUMHURBAŞKANI KONUŞMASI 01-01-1970 03:00 29 EYLÜL ÖZEL BİR GÜN 01-01-1970 03:00 NEREYE GİDİYORUZ? 01-01-1970 03:00 Vesayet mi? 01-01-1970 03:00 SEN NE BİLİYORSUN Kİ 01-01-1970 03:00 KEL BAŞA ŞİMŞİR TARAK! 01-01-1970 03:00 YALANMI HAKİKAT MI? 01-01-1970 03:00 GEÇ DE OLSA GENEL SEÇİMLERİ DEĞERLENDİRMEK İSTEDİM 01-01-1970 03:00 NİHAYET ORTALIK SÜT LİMAN OLDU 01-01-1970 03:00 YENİDEN BAŞLAMALIYIZ… 01-01-1970 03:00 ÇÜRÜYORUZ 01-01-1970 03:00 Adaleti ve ahlakı olmayan seçim 01-01-1970 03:00 NE ZAMAN AKIL EDİP KENDİMİZE DÖNECEĞİZ 01-01-1970 03:00 FETİH RUHU VE İSTANBUL'UN FETHİ 01-01-1970 03:00 MİLLET YİNE OYALANMAYA DEVAM EDİYOR 01-01-1970 03:00 YERLİ VE MiLLİ KİM? GAYRİ MİLLİ? KİM 01-01-1970 03:00 SEÇİM Mİ? SAVAŞ MI? 01-01-1970 03:00 İTTİFAKLARIN DÜNÜ BU GÜNÜ-3 01-01-1970 03:00 İTTİFAKLARIN DÜNÜ BU GÜNÜ-2 01-01-1970 03:00 İTTİFAKLARIN DÜNÜ BU GÜNÜ-1 01-01-1970 03:00 BİRLEŞTİRMEK Mİ AYRIŞTIRMAK MI? 01-01-1970 03:00 Türk Polis Teşkilatı 01-01-1970 03:00 SİYAYET KİRLENDİ 01-01-1970 03:00 SÖZ VERDİK GERİ DÖNMEYİZ DİYENLER..    01-01-1970 03:00 TRT DE NELER OLUYOR? 01-01-1970 03:00 ÇANAKKALE VE MİLLİ ORDU 01-01-1970 03:00 BATI İSLAMÇILARI MODERN YENİÇERİ GİBİ KULLANIYOR 01-01-1970 03:00 SEVME VE SEVİLMEYLE ALLAH A ULAŞMA 01-01-1970 03:00 ORDU MİLLET SİYASETE RAĞMEN EL ELE 01-01-1970 03:00  KADINLARI BİR GÜN DEĞİL HER GÜN ANMAMIZ SAHİP ÇIKMAMIZ GEREK 01-01-1970 03:00 YENİDEN MİLLİ MÜCADELEYİ VE MİLLET PARTİSİNİ KÖRELTEN İTTİFAKLAR!.. 01-01-1970 03:00 HAYAT VE EKMEK KAVGASINA DÜŞÜRÜLEN MİLLET ASIL DAVASINI UNUTTU 01-01-1970 03:00 HAK VE ADALET DÜŞMANI GİZLİ TROLLER 01-01-1970 03:00 DEVLET KARİYER YERİNE ALAYLILARA TESLİM 01-01-1970 03:00 KADINA ŞİDDET, ÇOCUKLARA VAHŞET! 01-01-1970 03:00 TOPLUM OLARAK NEREYE GİDİYORUZ? 01-01-1970 03:00          ABD İLE İLİŞKİLER 01-01-1970 03:00 İKTİDARA GELENDE FiRAVUN KİM, MUSA KİM? 01-01-1970 03:00          ORTADOĞUDA İPLER İPLER KİMİN ELİNDE? 01-01-1970 03:00 TÜRKİYE'NİN ÇIKMAZ SOKAĞI 01-01-1970 03:00 NE AMERİKA NE RUSYA ÇÖZÜM.. 01-01-1970 03:00 AFRİN HAREKATI ÜZERİNE UYARILAR 2 01-01-1970 03:00 AFRİN ZEYTİN DALI HAREKATI ÜZERİNE UYARI 1 01-01-1970 03:00 KIBRIS HAREKÂTI İKTİDARIYLA BU GÜNKÜ İKTİDAR 01-01-1970 03:00 HAMASET KAREKTERİMİZE DÖNÜŞMÜŞ 01-01-1970 03:00 BUGÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM 01-01-1970 03:00 SİYASETİN ZARURETİ VE NASIL BİR SİYASET! 01-01-1970 03:00 "GÜÇLÜ OLANIN HAKLI OLDUĞU DEĞİL, HAKLI OLANIN GÜÇLÜ OLDUĞU BİR DÜNYA" 01-01-1970 03:00 BENDE ALTINOVA GAZETESİNDEYİM 01-01-1970 03:00 GÜNAH KEÇİSİ 01-01-1970 03:00