Hased-i Akran Belâsı, Fikrin Namusu ve Bedel Ödeme. (Molla Lütfi Örneği)

Cemil PASLI

19-12-2020 16:09

Asıl adı Lütfullah olup Molla (Sarı, Deli, Maktul) Lutfi diye tanınmıştır.

1446’da Tokat’ta doğdu. İlköğrenimini zamanın âlimlerinden olan babası Kutbüddin Hasan’dan aldı. Sonra İstanbul’a giderek Sinan Paşa’dan mantık, felsefe, kelâm ve onun yönlendirmesiyle Ali Kuşçu’dan matematik okudu. Fâtih Sultan Mehmed tarafından saray kütüphanesine hâfız-ı kütüb olarak tayin edildi. Böylece buradaki nâdir eserleri inceleme imkânı elde edip birçok ilim dalında görüş bildirecek bir düzeye ulaştı. Bu sırada padişahla da -şakalaşacak kadar- yakın dostluk kurdu.

Ancak bu dostluk uzun sürmedi; vakıf kitaplarına hıyanet suçlamasıyla önce kütüphaneden uzaklaştırılıp müderris yapıldı, ardından ta‘zîr cezasına çarptırılarak hapse konuldu. Daha sonra görevine iade edildi ve Sinan Paşa’nın padişahla arasının açılıp Seferihisar’a sürülmesi sırasında onunla beraber gitti.(1476). Beş yıl sonra Fâtih’in ölümünün ardından yine Sinan Paşa ile birlikte İstanbul’a döndü ve II. Bayezid tarafından Bursa Yıldırım Bayezid (veya Sultan Murad) Medresesi müderrisliğine tayin edildi. Arkasından sırasıyla Filibe’de Şehâbeddin Paşa, Edirne’de Dârülhadis, İstanbul’da Semâniye, Bursa’da Murâdiye ve muhtemelen tekrar İstanbul’da Semâniye medreselerinde müderrislik yaptı.

Molla Lutfi zındıklık ve ilhâd suçlamasıyla yargılandıktan sonra idam cezasına çarptırıldı ve 25 Rebîülâhir 900 (23 Ocak 1495) tarihinde cezası Atmeydanı’nda boynu vurulmak suretiyle infaz edilerek naaşı Eyüp’te Defterdar Mahmud Çelebi Mescidi yakınına gömüldü. Onun idamı geniş yankı uyandıran tarihî bir hadise teşkil etmiştir. Taşköprizâde’nin “eşi bulunmaz, üstün kişiliğe sahip rakipsiz bir âlim” dediği (eş-Şeḳāʾiḳ, s. 280) Molla Lutfi’nin idamının açıklanan sebebi her ne kadar zındıklık ise de bu hükmün gerçek sebebinin hemen bütün kaynaklar tarafından hasımlarının kıskançlık ve düşmanlığına bağlandığı görülmektedir.

Onun, dönemin ileri gelenlerine ve ulemâya karşı tutum ve davranışlarına da yansıyan kırıcı kişiliği(iletişim) budüşmanlığın pekişmesini kolaylaştırmıştır. Sonuçta Molla Lutfi’ye kin besleyen hasımları, muhtemelen, kaynaklarda “aşere-i muhabbese” (on habis insan) hadisesi diye zikredilen fakat hakkında ayrıntı verilmeyen bir olay bahanesiyle kendisini ortadan kaldırmayı planladılar ve onun halkı saptıran bir zındık, varlığı din için zararlı bir mülhid olduğu söylentisini yaydılar. II. Bayezid’in emriyle yapılan soruşturmanın ardından söz konusu on kişiden yurt dışına kaçamayanlarla birlikte tutuklanan Molla Lutfi, on dokuz gün süren hapsi sırasında padişah dâhil bütün önemli devlet adamlarına birer manzume yazıp gönderdiyse de bir sonuç alamadı. Davaya bakmak üzere Hatibzâde Muhyiddin Efendi, Molla İzârî, Molla Arap (Alâeddin Arabî Efendi), Efdalzâde Hamîdüddin Efendi ve Molla Ehaveyn gibi dönemin ileri gelen âlimlerinden bir mahkeme heyeti kuruldu. Molla Lutfi 200 kadar şahidin dinlendiği iki duruşmanın ardından idama mahkûm edildi. Onun, idamından önce halka karşı kendisine isnat edilen ilhâdla bir ilişkisinin bulunmadığını haykırdığı ve kelime-i şehâdet getirdiği bilinmektedir (Taşköprizâde, s. 280). Molla Lutfi’nin idamı üzerine düşülen tarihlerin hemen hepsi onun şehid olduğunu dile getirmiştir.

Kaynaklarda genellikle Molla Lutfi’nin zındıklık ve ilhâd suçlamasıyla idam edildiği belirtilmekle birlikte onun bu cezayı gerektiren fiil veya sözü üzerinde pek durulmamıştır. Tek müşahhas suçlamaya Taşköprizâde yer vermekte ve Molla Lutfi’nin bir ders sırasında, “Namaz dedikleri kuru eğilip kalkmadır; faydası yoktur” cümlesini kullandığını belirtmektedir. Ancak Taşköprizâde’nin, o derste hazır bulunan öğrencilerden amcası Molla Kıvâmüddin Kasım’ın, -doğru söylediğine yemin ederek- açıkladığına göre söz konusu cümlenin aslı, Hz. Ali’nin ayağına saplanan bir okun kendisi huşû içinde namaz kılarken çıkarıldığını ve onun hiç acı hissetmediğini söyledikten sonra dediği, “Asıl namaz budur; yoksa bizim kıldığımız namaz kuru kalkıp eğilmekten ibarettir; onda da fayda yoktur” şeklindedir.

Ona göre şahit öğrencilerden bazıları bu sözleri yanlış anlayıp saptırmıştır. Bu yargılamanın hukuk usulü bakımından önemli bir kusuru, seçilen hâkimlerin davalı ile aralarının iyi olmaması bir yana, Hatibzâde Muhyiddin Efendi gibi davanın açılmasına yol açan bir kimsenin yargılamada bizzat yer almasıdır. Molla Lutfi’nin idamına dair klasik ve modern literatürde hasımlarından Molla Ehaveyn’in yazdıkları ile Lâmiî Çelebi’nin düştüğü tarih hariç aleyhinde bir ifade bilinmemekte, müellifler, genellikle ona isnat edilen suçun asılsız ve dolayısıyla verilen cezanın haksız olduğu kanaatinde birleşmektedir. İdamı sırasında imanını dile getirdiğine dair rivayetler yanında onun eserlerinde ortaya koyduğu düşünceleri de Ehl-i sünnet’e aykırı unsurlar içermemektedir. Zeyniyye tarikatı şeyhlerinden Muhyiddin el-Kocevî’nin Molla Lutfi’nin idam haberini alınca, “Onun zındıklık ve ilhâddan uzak olduğuna ben şahidim” dediği kaydedilmektedir (Taşköprizâde, s. 281). Üzerinde çok şey söylenen bu davayı Hoca Sâdeddin Efendi de, “Merhumu ortadan kaldırmak için hileler icat etmişler” diye özetlemektedir (Tâcü’t-tevârîh, II, 548). Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi sırasında Anadolu kazaskerliği görevinde bulunan Kemalpaşazâde ile sohbet ederken, “Tokatlı Molla Lutfi sizin hocanız imiş; bilgisi ve fazileti bilinir iken öldürülmesine sebep ne oldu?” diye sorunca, “Hased-i akran belâsına uğradı” cevabını almıştır (Hoca Sâdeddin, Selimnâme, II, 615).

Molla Lutfi’nin bir mescidle ilgili olarak düştüğü 885 (1480) tarihinden onun Sarı Lutfi Mescidi adıyla tanınan bir cami yaptırdığı (Ayvansarâyî, II, 8; Ünver, I/8-9 [1943], s. 13), değerli kitaplardan meydana gelen bir kitaplığının olduğu ve İstanbul’da adını taşıyan bir mahallenin bulunduğu bilinmektedir. Yetiştirdiği öğrenciler arasında Kemalpaşazâde, Hayâlî-i Evvel, Fâtih Sultan Mehmed’in hocası Molla Halebî’nin oğlu Abdurrahman Çelebi, Taşköprizâde’nin amcası Kıvâmüddin Kasım, Vâsiî (Abdülvâsi) Çelebi, Molla Dâvûd-i Kocevî (Kara Dâvud İzmitî), Molla Alâeddin Çerçin, Menteşeli Molla Ayı Seyyidî, Seyyid Mahmud, Küçük Bedreddin, Kazâbâdlı Kâzımî ve Molla Hakim İshak gibi âlimler yer almaktadır.

Molla Lutfi dinî, edebî, felsefî ve fennî ilimlerde eser vermiş bir âlimdir. Devrin ilim anlayışına uygun olarak çalışmalarının çoğunu Arapça, Harnâme’siyle Türkçe’nin belâgatına dair kitabını ve bazı şiirlerini ise Türkçe yazmıştır; birkaç kıtası da Farsça’dır. Şuarâ tezkirelerinde Molla Lutfi’ye yer ayrılarak şiirlerinden birtakım örnekler verilmekte ve Latîfî tarafından şiir ve kasidede asrının Hassân ve Selmân’ı olarak nitelenmekteyse de onun kaside, gazel, tarih ve mizahî kıta türünde bazı denemelerinin dışında şiirle pek ilgilendiği söylenemez.

Molla Lütfi fikrin namusunu koruma konusunda hayatını ortaya koyanların ne ilki idi, ne de sonuncusu oldu. Aynı zamanda savunduğu hakikatler kadar kullandığı iletişim usullerinin de önemli olduğunu gerçeği Mu’tezile’den beri bir kez daha doğrulanmıştı. Molla Lütfi’nin M. Akif’in “Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek” şeklinde formüle ettiği, fikri olmayanların özellikle sığındığı nezaket kurallarına ihtiyaç duymaması ve riayet etmemesi “akran hasedi”ni besleyen en önemli gerçekti. Bir tarafta dini kendini geçindirecek kısmıyla(ale harfin/Hac, 22/11) ele alıp diğer kısmını gizleyerek, dini küçük bir bedelle satan(Bakara, 2/41) âlim görünüşlü zavallılar, diğer tarafta hakikat uğruna hayatının feda eden civanmerdler…

Bu iki yol hiç boş kalmayacak, kıyamete kadar…

Rivayet odur ki İbn Rüşd, kitapları cayır cayır yakılırken gözyaşlarını tutamayan bir öğrencisine döner ve şöyle der:

“Şayet bu Müslümanların durumuna ağlıyorsan, emin ol ki tüm denizler akıttığın gözyaşına yetmez. Yok eğer yakılan kitaplara ağlıyorsan bil ki bu fikirler kanatlıdır; o kanatlarla uçup sahiplerine ulaşır…”

Fikirlerine kanat takabilen bahtiyarlara selam olsun….

DİĞER YAZILARI Mevlana, Konevi ve Urmevi’yi Anlamak İçin… 01-01-1970 03:00 Hak ve Hakikat 01-01-1970 03:00 Hayrı İzhar, Şerri İhfa 01-01-1970 03:00 Acı Bir Tebessümle Kayan Yıldızlar 01-01-1970 03:00 Toprak/Ateş/Su 01-01-1970 03:00 Kur’an Tilaveti Nedir, Ne değildir? 01-01-1970 03:00 Ya Sariye! El Cebel, El Cebel 01-01-1970 03:00 Dünya Bizim Neyimiz Olur? 01-01-1970 03:00 Türk Kimliği ve İslamiyet 01-01-1970 03:00 İçimizdeki Boşluk 01-01-1970 03:00 Bal Arısı mı, Eşek Arısı mı, Sinek misiniz? 01-01-1970 03:00 Mona Lisa’nın Gülüşü (Çocuk Eğitimine Dair) 01-01-1970 03:00 Hangi Tarih? 01-01-1970 03:00 Sert ve Katı Kalpli Olursanız Etrafınız Boşalır… 01-01-1970 03:00 Allah “Örtün” Derken Biz ne Yapıyoruz? 01-01-1970 03:00 Teenni (Hayatın Eni ve Boyu) Rahman’dan, Acele (Hayatın Sadece Boyu) Şeytandandır. 01-01-1970 03:00 Mebde(kundak) ile Müntehayı(kefen) Birleştirmek en Önemli Sünnetlerdendir. 01-01-1970 03:00 Nedir o Sarp Yokuş? 01-01-1970 03:00 Söz: Din’dir. 01-01-1970 03:00 Orta(sabah) Namazını Korursak Muhafaza Olunuruz. 01-01-1970 03:00 Yapılan İyilikleri Üç Şey Boşa Çıkarır 01-01-1970 03:00 Anne+Terbiye+Teeddüp=Eğitim 01-01-1970 03:00 Yelkenleriniz Sabit mi? 01-01-1970 03:00 Tv. Programları, Sosyal Medya, Zina, İftira ve Aile. 01-01-1970 03:00 Neyin Peşindesin? 01-01-1970 03:00 Derinliğimiz/Kalitemiz İçimize Yürüdüğümüz Kadardır 01-01-1970 03:00 Kabağa Dikkat! Fazla Değer Başını Yere Eğer. 01-01-1970 03:00 Afrika’lı Leo’ya Kulak Verin! 01-01-1970 03:00 Sözün Master Chefi Olmak İstiyorsanız Sunum Tabağınıza Emek Verin 01-01-1970 03:00 Eve Kapanmak mı, Ya da Ev de Hayat Var mı? 01-01-1970 03:00 İstanbul Sözleşmesi, Cedav, Lanzarote, 5395 ve 6284 01-01-1970 03:00 Afrika’lı Leo’ya Kulak Verin! 01-01-1970 03:00 Ün-fa-mar (Üniversite Farkındalık Marketi) 01-01-1970 03:00 Acının , Istırabın İnsana Faydası Olur mu ?? 01-01-1970 03:00 Haykırma Zamanı:’’Ben Mutlu Olmak İstiyorum Haklı Olmak Değil.’’ 01-01-1970 03:00 Aynı Göğün Altında 3 Nefes 01-01-1970 03:00 Kim Değişmeli/Etki Alanı’mız Neresi? 01-01-1970 03:00 Numuneler Dünyasını Abartıyor Muyuz??? 01-01-1970 03:00 Kan Vermek Farz-ı Kifayedir 01-01-1970 03:00 Hayılı İşler Rahmetli/Zahmetli İşlerdir. 01-01-1970 03:00 Sohbetinize Sevgi ve Sabır Katın 01-01-1970 03:00 Anadolu’ya Bağdaş Kurmak Yürek İster. 01-01-1970 03:00 Evceğizim Evceğizim, Saklar Benim Halceğizim 01-01-1970 03:00 Tarih Herkese Çok Lazım 01-01-1970 03:00 Dil ve İletişim / Language and Communication 01-01-1970 03:00 Ashab-ı Kehf Gibiyiz / We Are Like Ashabbi Kehf 01-01-1970 03:00 21. Yüzyıl Kimin Yüzyılı Olacak? / Who Will be The 21st Century? 01-01-1970 03:00 Soru Sormaktan Korkmayın! Zira, Soru Siz Özgürleştirir. / Don’t Be Afraid To Ask Guestions! Because The Guestion Frees You. 01-01-1970 03:00 Gerçekten Camii olan bir Camii:Aliya Ali İzzetbegoviç Camii 01-01-1970 03:00 “Demek, Siz Türk’sünüz, Öyle mi?” / “So, You are Turkish, Right?” 01-01-1970 03:00 Corona Tekasür Suresi İle Birlikte Düşünmek… 01-01-1970 03:00 Mutluluğumuz ve Gücümüz Bize Verilen Alanımızla Sınırlı 01-01-1970 03:00 Corona(Covid 19) Ev ve Aile 01-01-1970 03:00 Had Bildirme ve Haddimizi Aşma Hastalığımız Üzerine 01-01-1970 03:00 İçinizde Aklı Başında Kimse Yok Mudur? 01-01-1970 03:00 Zamanın En Büyük Vazifesi İttihadı İslam’dır. 01-01-1970 03:00 Ahsen-i Takvimsin Sen (Naat Denemem) 01-01-1970 03:00 Konya 13. Yüzyılda Ulaştığı Zirveyi Tekrar Görebilir mi? 01-01-1970 03:00 Güzel Söz=İyi Enformasyon Demek 01-01-1970 03:00 Hayata Bir de Bodrum’dan Bakmak… 01-01-1970 03:00 Nerede Kalmıştık ? (Çay Koy Ey Dünya Geliyoruz) 01-01-1970 03:00 Yönetici- Lider-Lider Yönetici 01-01-1970 03:00 Hangisi Bizim Ademimiz, Hayy mı, Robinson mu ??? 01-01-1970 03:00 Allah Muhterif (Patent alan) Kullarını Sever 01-01-1970 03:00 Almanlar Neden Bu Kadar Agresif? 01-01-1970 03:00 Grip Bir Hastalık Değil, Şefkatli Ama Ciddi Bir Müfettiştir. 01-01-1970 03:00 Boşanma öncesi danışmanlık hizmeti” yaygınlaştırılmalı. 01-01-1970 03:00 Akıntı Bizi de Sürüklüyor Farkında Mıyız? 01-01-1970 03:00 Salih Amel İçin Saç Ayağı 01-01-1970 03:00 İletişimde “Ekberi” Yaklaşım 01-01-1970 03:00 Ölüm ne Renk? 01-01-1970 03:00 Lütfen Dikkat ! Dinimizi Ucuz Bir Pahaya Satmayalım. 01-01-1970 03:00 Büyük Senaryonun Neresindeyiz ??? 01-01-1970 03:00 İman, Amellerle İmandır 01-01-1970 03:00 Konya 13. Yüzyılda Ulaştığı Tekrar Görebilir mi? 01-01-1970 03:00 Hayat Yolumuzu Aydınlatan ‘Bal’ Gibi Sözler 01-01-1970 03:00 Şimdi Aile Kurumu İçin Seferberlik Zamanı 01-01-1970 03:00 İş Size Yakışıyor mu? Ya da Siz İşe Uygun Musunuz? 01-01-1970 03:00 Deist Gerçekte Kimdir? 01-01-1970 03:00 Akort Yapmadan Hayata Başlamayın 01-01-1970 03:00 Başmüfettiş Aramızda! 01-01-1970 03:00 Grip Bir Hastalık Değil, Şefkatli Ama Ciddi Bir Müfettiştir 01-01-1970 03:00 Şeytanın En Önemli Numarası Nedir? 01-01-1970 03:00 Mevlana nerede, Hâce Efendi Nerede, Ebû Mansûr Nerede ? 01-01-1970 03:00 Belediyeler Hisbe Görevine Dönmeliler 01-01-1970 03:00 Akort Yapmadan Hayata Başlamayın 01-01-1970 03:00 Alemi ve Kendimizi Anladığımız Kadar Değerliyiz 01-01-1970 03:00 Olan Biten Şeyler Kaderimizin Bir Zorlaması mı, Ne Kadarından Sorumluyuz? 01-01-1970 03:00 21. Yüzyıl Bizim Yüzyılımız Olabilir mi? 01-01-1970 03:00 İrfandan Kopup, Kültür karanlığına Yuvarlandık. 01-01-1970 03:00 Haydi selam Denizini Coşduralım. 01-01-1970 03:00 Engelsiz Gönüller İçin… 01-01-1970 03:00 2023 Hedeflerinin Neresindeyiz? 01-01-1970 03:00 Akdeniz Tarihimizin Değiştiği Yerdir. 01-01-1970 03:00 Kadın Cinayetleri 01-01-1970 03:00 İnsan Tarihin/Filmin Neresinde? 01-01-1970 03:00 Bağımlılıkla Mücadelede İşin Özü Nedir? 01-01-1970 03:00 Kendini Gerçekleştirme Nedir? 01-01-1970 03:00 Rahmet Ne Zaman İner? 01-01-1970 03:00 Akıl ve Melek mi/Nefis ve Şeytan mı? 01-01-1970 03:00 Araba Sevdası mı, Toplu Ulaşım mı? 01-01-1970 03:00 Hal Ehli mi, kal Ehli mi/Habil mi, Kabil miyiz? 01-01-1970 03:00 Hüdhüd Kuşu Bize Ne Öğretir? 01-01-1970 03:00 Aile, Gençlik ve Sivil Toplum 01-01-1970 03:00