Deprem Siyaset ve İttifaklar

Depremi neden yazmıyorsun? AKP’yi neden yazmıyorsun? İttifakları neden yazmıyorsun diye soran değerli arkadaşlarıma, bu yazı, belki de bir cevap olacaktır.

Bir tane deprem yok. Dünyada da deprem gibi bir büyük savaş var. Büyük ittifaklar var.

Ülkemiz, nasıl ki, depremin getirdiği sonuçları tartışıyorsa, dünya da savaşın ortaya koyduğu siyasal, ekonomik ve rejim sorunlarını tartışıyor.

Deprem olmadan önce, ülkemiz iç yapısında, sıkıntılar biriktikçe birikiyordu. Aynı deprem faylarındaki enerji birikmesi gibi. Halkımız nezdinde yürütülen siyasetlere ve rejime karşı enerji birikiyordu.

İktidarın insan odaklı olmayan servet sınıfı odaklı olan, siyasetleri zaten gerilimi yükseltiyordu.

Ülke sorunlarının piyasa mantığı ile çözülemediği noktalarda, mantık ve halktan yana olmak yerine, servet sınıfının isteklerini yerine getirmek için, zor kullanılıyordu.

Zor sözcüğünden kasıt; söylemde ideolojik şiddet, yetmediği zamanlarda, halkı korkutmak için kanaat önderlerini toplamak, yargılamak gibi operasyonlarla, iktidar kendi ideolojisini dayatıyordu.

Deprem, biriken sosyal, ekonomik siyasal sorunların kırılmasını hızlandırdı. Adeta kopardı.

Depremden sonra hiçbir şey, depremden önce olduğu gibi olmayacaktır.

Bunun çok işaretleri ortaya çıktı.

Dertlerini ve sıkıntılarını unutmak için maç ve taraftarlıkla kendini avuttuğunu sanan, futbol seyircisinin tepkisinde gördük.

Kızılay’ın RANT KAPISI yapılmasında gördük.

Kızılay’ın rekabet içinde çalışan özel bir ticarethane dönüşmüş olduğunu gören halkımız, buna AKP tabanı da dahil, dehşete kapıldı.

Piyasa ekonomisi adı altında servet sınıfından yana sürdürülen, haksız, adaletsiz sınıf siyasetleri, Kızılay özelinde deşifre olmuş, anlaşılır hale geldi.

Servet sınıfına ucuz işçilik için getirilen Suriyelilerin, Türk işçisinin gelir düzeyinin düşmesine ve kalifiye insanın işsiz kalmasına da sebep olduğundan, deprem özelinde Suriye sorunu yeniden gündem oldu.

Siyasal Dinciliğin ve milliyetçilik diye yutturulan ırkçılığın, desteğinde sürdürülen, servet sınıfına kaynak aktarımı politikaları, depremle su yüzüne çıkmaya başladı.

Tarihi bir deneyi tekrar aktarmakta yarar var.

Yale Üniversitesi tarih araştırmalarına göre, diktatörler iktidardan nasıl gider?

%10 halk ayaklanmasıyla gider. %20’si iktidar iç çıkar ve iç dengelerinin bozulması sonunda gider. Geri kalan %70’i ise biyolojik ömrünü tamamladıktan sonra gider. Hissettiğim kadarıyla, iktidar içi çatışmaların yanında, Cumhur İttifakının da öyle sanıldığı gibi tıkır tıkır gittiği yok.

Ekonomik deprem ve Altı Şubat Depremi siyaset içinde daha büyük depremlere sebebiyet verdi. Muhalefetin saflarını sıklaştırdı. Akşener’in, “Kazanacak aday” dayatmasının yok olduğunu gördük.

İktidar aleyhine yeni bir süreç işlemeye başladı. Sorun bu sürecin halk yararına kanalize edilmesidir.

Depremin yaratığı sorunlar piyasa ekonomisi ile çözüme kavuşmaz. Acil Durum Devletçiği zorunludur.

Ülke bu süreci, halk yararına bir sürece dönüştürürse, bu badireden çıkar. Yok eğer, gene servet sınıfının, felaketten fırsat devşirme şekline dönüşürse, yeni felaketlerle karşılaşırız.

YORUM EKLE