Piyasalar 3 Faktöre Endekslendi

ABD Merkez Bankası Fed’in politikaları, İngiltere’nin AB’den ayrılması ve Çin-ABD ticaret savaşındaki gelişmeler global ekonominin pusulası olacak.

Küresel piyasalara dönem dönem konjonktürel politik hareketlerin ve jeopolitik gelişmelerin ipotek koyduğunu görüyoruz. Bu hafta piyasaların merkezinde Hindistan- Pakistan gerilimi ve ABD Başkanı Trump ile nükleer programı dünya için tehdit olarak görülen Kuzey Kore’nin lideri Kim Yong Un’un buluşması vardı.

Siyasi tansiyonun yükseldiği bu hafta yatırımcı riskli gördüğü varlıklardan biraz uzaklaştı. Ancak haber akışının sürekle değişmesi ve her gün yerini bir başka gündeme bırakmasına karşın bu yıl piyasaların rotasını çizecek 3 temel faktör bulunuyor; ABD Merkez Bankası’nın (Fed) politikaları, İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılma süreci (Brexit) ve ABD-Çin ticaret savaşları…

Piyasalardaki söz konusu 3 katalizörün nasıl bir etki yaratacağı ise büyük bir ikilem oluşturuyor. Çünkü her birinin nasıl sonuçlanabileceğine dair farklı senaryolar yazılıyor. Fed’in yılın geri kalanında nasıl bir duruş sergileyeceği, Brexit’in anlaşmalı mı anlaşmasız mı olacağı ya da iki süper gücün ticari sorunları tamamen mi kısmen mi çözebileceği gibi tartışmalar piyasalarda fiyatlamaları iyice zora sokuyor, güçleştiriyor.

Küresel piyasalar 2019’a girerken temel sorun olarak büyüme endişeleri görülüyor. Büyüme kaygılarını ise geçen yıldan devralınan ABD-Çin ticaret savaşı, Brexit riskleri ve ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz artırma olasılığı tetikliyor. Küresel ekonomi için risk olarak görülen tüm bunlar 2019’un finansal gündemini oluşturuyor. Ancak yatırımcı pozisyon almakta zorlanıyor çünkü söz konusu üç katalizörün farklı sonuçlanabileceğine dair senaryolar büyük bir ikilem oluşturuyor kafalarda. Bu da manevra alanını kısıtlıyor. Analistler ortaya çıkabilecek tüm senaryolara ve sonuçlarına ilişkin şu tahminlerde bulunuyor:

1) TİCARET SAVAŞI: Piyasa yapıcılar arasında yılın en büyük riski olarak ABD ile Çin arasındaki ticari gerilim görülüyor. O nedenle iki taraf arasındaki sorunların çözüme ulaşması ve müzakerelerin başarılı olması hisse senedi piyasalarında güçlü bir yükseliş sağlayabilir. Bank of America uzmanları Çin’e yönelik ek vergilerin yükselmesinin ertelenmesiyle piyasalarda kısmı bir anlaşmanın fiyatlanmaya başladığını söylüyor. İki taraf arasında kapsamlı bir anlaşmanın Amerikan borsalarını yüzde 5-10 yükseltebileceği tahmin ediliyor. Anlaşmanın yeterli görülmemesi halinde borsalarda yılbaşından bu yana elde edilen kazançların geri verilebileceğini belirten analistler, ticaret savaşının topyekun devamı halinde ise kayıpların yüzde 10’a ulaşabileceği uyarısı yapıyor.

2) FED: ABD Merkez Bankası’nın bu yıl faiz artıracağına dair beklentiler oldukça zayıfl amış durumda. Yatırım kuruluşlarının önemli bir bölümü, geçen yılın aksine bu yıl faizlerin artmayacağını hatta 2020’de Fed’in faiz indirimine gidebileceğini düşünüyor. Fed son toplantısında ‘sabırlı’ olacağı sinyali vermişti. Fed’in güvercin duruşunu koruması halinde bunun hisse senedi piyasalarına, gelişen ülke para birimlerine olumlu yansıyacağını ve tahvil faizlerinde gerilemeye neden olacağı belirtiliyor. Fakat bu noktada Fed’in duruşunu değiştirmesine paralel olarak ekonomiye ilişkin vereceği mesajlar önemli. Piyasalar eğer duruş değişikliğinin resesyondan kaçınmak için bir hamle olduğu algısına kapılırsa yükselişlerin durabileceği uyarısı yapılıyor.

Fed Başkanı Jerome Powell, önceki gün yaptığı açıklamada, Fed’in bu yıl ilerleyen bir dönemde 4 trilyon dolar büyüklüğündeki bilançosunu daraltmayı bırakacağını belirtti. Powell, “Bu yılın sonunda bilanço daraltmayı durduracak bir konumda olacağız,” diyerek, bilanço daraltmanın bu yıl sona erdirilmesi halinde, bilanço büyüklüğünün GSYH’nın yüzde 16’sı veya 17’si oranında kalacağını belirtti. Bilanço büyüklüğü 2009’daki küresel finansal kriz öncesi GSYH’nin yüzde 6’sı seviyesindeydi. ABD’de GSYH’nin 20 trilyon dolar civarında olduğu dikkate alındığında, Fed’in bilanço büyüklüğü 3.2-3.4 trilyon dolar arasında kalacak. Diğer yandan Fed’in 2019’da sıkılaştırma politikasına geri dönmesi piyasalarda sert gerileme hareketlerine ve dolarda hızlı bir yükselişe yol açabilir.

3) BREXİT: İngiltere’nin AB’den anlaşmalı ya da anlaşmasız çıkması piyasaların odağında. Anlaşmasız Brexit’in İngiltere’de iş dünyasına yıllık 13 milyar sterlin değerinde ek maliyet getireceği hesaplanıyor. Ülkenin birlikten anlaşma olmaksızın 29 Mart tarihinde ayrılması halinde uygulanacak gümrük kontrollerinin devasa ek maliyetler doğuracağı belirtiliyor. Analistler anlaşmasız ayrılığın Avrupa borsalarında şok düşüşlere nedene olabileceğini ve bunun etkilerinin küresel çapta hissedileceğini belirtiyor. Anlaşmalı bir ayrılığın borsalar üzerindeki etkisinin ise petrol fiyatlarındaki değişim, makro veriler gibi sınırlı etki yaratacağı tahmin ediliyor.

YORUM EKLE