Alerjiye Ballı Tedavi

Alerjik hastalıklar için modern tıp dışı tedavi yöntemleri değerlendiren plasebo kontrollü-randomize araştırmaların sayısı çok azdır.Bunlar ilaç endüstrisinin esiri olmuş modern tıp mensupları tarafından üzerinde bir saniye bile düşünülmeden, herhangi bir araştırma yapmaya gerek duyulmadan peşinen “tu-kaka” edilir.

Oysa yüzlerce hatta bazıları belki binlerce yılın tecrübelerinden süzülerek günümüze kadar ulaşmış modern tıp dışı tedaviler içinde pek ala bugün kullanılan ilaçların yerini alabilecek olanlar çıkabilir.

Ben bu modern tıbbın kabul etmediği geleneksel tedavi yöntemlerine körü körüne karşı değilim. Bu yöntemler içinde mantığa ve bilime aykırı olmayanların ilaç araştırmalarında kullanılan bilimsel yöntemlerle incelenmesi ve bunlar hakkında araştırma sonuçlarına göre karar verilmesi gerektiğine inanırım.

Finlandiyalı bilim adamları da benim gibi düşünmüşler ve halk arasında çok itibar gören “balın alerjik göz nezlesi ve saman nezlesi belirtilerini hafiflettiği” şeklindeki geleneksel tedavi yaklaşımını bilimsel yöntemlerle değerlendirmişler (1).

Araştırmada bala huş ağacının polenlerinin eklenmesiyle elde edilen “huş poleni balı” ile standart balın alerji mevsimi başlamadan önce kullanılmasının huş polenine alerjisi olanlardaki etkileri incelenmiş.

Ortalama yaşları 39 olan ve bir doktor tarafından huş poleni alerjisi teşhisi konmuş olan 44 hasta 2008 kasım ayından 2009 mart ayına kadar artan miktarlarda ya huş poleni balı veya standart bal yemişler.

Ortalama yaşları 36 olan ve mutad alerji ilaçlarını kullanan 17 hasta ise kontrol grubu olarak alınmış.

Hastalar her gün göz ve burunla ilgili olan şikâyetlerini ve varsa diğer şikâyetlerini ve kullandıkları ilaçları her gün kaydetmişler.

Araştırmayı 50 hasta tamamlamış.

Sonuç: 2009’ da huş polenlerinin atmosfere yayıldığı dönemde “huş poleni balı” yiyenlerin şikâyetlerinin kontrol grubuna göre yüzde 60 oranında az olduğu, hiç şikâyetlerinin olmadığı gün sayısının iki misli fazla olduğu, ağır belirtilerin olduğu günlerin yüzde 70 oranında daha az olduğu ve antihistaminik ilaç kullanımının yüzde 50 daha az olduğu belirlenmiş.

Buna karşılık huş poleni balı yiyenlerle standart bal yiyenler arasında bir farklılık belirlenmemiş ama huş poleni balı yiyenler standart bal yiyenlere göre daha az ilaca ihtiyaç duymuşlar.

Netice: Huş poleni mevsiminden önce huş poleni balı yiyenlerin şikâyetlerinin sadece klasik alerji tedavisi görenlere göre çok daha iyi, standart bal yiyenlere göre ise kısmen daha iyi kontrol altına alındığı sonucuna varılmış.

Finlandiyalı bilim adamları bunun bir ön-çalışma olduğunu ama elde edilen sonuçların balın huş ağacı polenlerine alerjisi olanlarda tamamlayıcı bir tedavi olarak işe yarayabileceğini gösterdiğinin söylüyorlar.

Yorum

BİR: Bu araştırma bilimsel yöntemlere göre yapılmış olsa da gene de pek çok eksikleri var. Araştırmanın plasebo kontrollü olmamasını, hasta sayısının azlığını, araştırmanın hastalar tarafından bildirilen şikâyetlere göre değerlendirilmesini önemli eksik ve kusurlar olarak görüyorum.

Araştırmada hiçbir objektif parametrenin olmaması da sonuçların güvenilirliği konusunda ciddi şüpheler yaratıyor.

Sadece bu araştırmaya dayanarak balın alerji tedavisinde işe yaradığını söylemek doğru olmaz.

Zaten daha önce yapılan bir araştırmada da balın böyle bir etkisinin olmadığı sonucuna varılmıştı (2).

İKİ: Artan miktarlarda bal yemenin bir çeşit aşı işlevi yaparak alerji belirtilerini gidermesi mantıklı olsa da ağızdan alınan polenlerin bağırsaklarda parçalanacağı düşünülürse bunun bir aşı gibi etki etmesi beklenemez.

Şayet bgöz nezlesi ve saman nezlesi u tedavi polenlerin mide-bağırsak sistemine girmeden solunum yoluyla veya damar içine verilmeleri suretiyle yapılabilmiş olsaydı böyle bir etki söz konusu olmazdı.

Buğday, arpa, çavdar gibi tahılların polenlerine alerjileri olanla bu tahıllardan yapılmış yiyecekleri herhangi bir sorunla karşılamadan yiyebilirler.

ÜÇ: Bal yiyen her iki grubun şikâyetlerinin bal yemeyen sadece ilaç kullanan kontrol grubuna göre daha iyi olması doğrudan bal içinde bulunan ve bağışıklığı destekleyebilecek bazı maddelerle ilgili olabilir.

Bunun ötesinde bal özellikle çocukların gelişiminde vazgeçilmez yeri olan bir besindir.

DÖRT: Balın çok seyrek de olsa duyarlı kişilerde anaflaksiye kadar giden alerjik tepkilere sebep olabileceği ve früktoz miktarının da çok yüksek olduğu unutulmamalıdır.

Gelelim neticeye

Finlandiyalılar gücenmesinler ama bu araştırmanın birçok eksik ve kusurları dikkate alınacak olursa balın bir tedavi yöntemi olarak tavsiye edilmesi mümkün değildir.

Ancak, bal çok değerli bir besindir ve bala alerjisi olmayanların makul miktarlarda bal tüketmelerinde hiçbir sakınca olmadığı gibi tam aksine genel vücut sağlığı ve gelişimi için de çok faydalıdır.

Bal da dâhil antioksidanlardan, vitamin ve minerallerden, omega-3’ den zengin tabii besinlerin alerjiler dâhil pek çok hastalığa karşı koruyucu etkisi olduğundan şüphe duymuyorum.

Finlandiyalı meslektaşlarımı bu araştırmalarından dolayı kutluyor, çalışmalarını tenkitlerimin ışığı altına tekrarlamalarının çok iyi olacağını hatırlatmak istiyorum.

YORUM EKLE